22 Mayıs 2014 Perşembe

Kral'ın Ölümü ( Mitolojik bir masal,destan, şiir denemesi )

Büyük Kral  Kyzikos’ un Ölümü


I
Kral huzursuz uykusunda korkunç bir kabus görüyordu
Her yanı kaplayan  siyah bir gölge üzerine çullanmıştı
“ Ben ölümün gölgesiyim”  diye bağırıyordu
Savaşamıyor , kolunu kıpırdatamıyordu cesur Kral
Tarifsiz inlemeleri ve haykırışlarına yetişti kraliçe
Kan ter içinde uyandı , korkunç görünüyordu
Kulak kabarttı geceye korkunç gözlerle
Fırtına , yağmura karışan haykırışlar  ve bağırışları duydu
Mızrağını, kalkanını ve kılıcını  kaptığı gibi fırladı dışarıya
 
Karanlık gece , korkunç bir yağmur ve fırtına
Propontis’in  deli poyrazı  karanlık bir gölge gibi çökmüştü  geceye
Darmadağan ediyor  kıyıdaki şehrini koca Kral’ ın
Koşuyor  yağmurda sönen meşalesi elinde,  kıyıya doğru delice
Fırtınanın ve yağmurun sesi korkunç bir canavara dönüşüyor
Birde kulağına gelen  kah acı dolu  , kah çılgınca  haykırışlar , kapışmalar
Kılıçların vuruşması şimşek gibi çakıyor gecede
Kalkanların çarpışıyor havada  iki dev boğanın toslaşması misali
Mızrakların kırılıyor  , sanki  kutsal meşe ağacının çatırdaması gibi
Kan da  yağmur  gibi akıyor , kan kokusu yağmura ağır basıyor
Kralın güzel şehrinin agorasında  kırmızı bir göle dönüşüyor

 
Kollarını açıyor  ve  haykırıyor  göklere  büyük Kral :
“ Ey Tanrılar , nedir benden istediğiniz , nedir bu nefretinizin sebebi   ? 
Gökyüzü yarılıyor  ve şimşek kralın  mızrağını ortasından kırıyor
Propontis’in  kıyısında bembeyaz köpüklerin arasında
Onu görüyor Kral   :  Bir hayalet bir gemi ve savaşçıları
Her tarafa  yayılmış ölü bedenlerin ortasında  tek başına
Savaşıyor delice ,  şimşekten kılıcı  ve  gök gürültüsünden kalkanı  ile ...

 
 Sonunda  kırık mızrak da elinden düşüyor
Kılıcını karanlık laneti yok etmek istercesine fırlatıyor denize
Bir düşman daha düşüyor kan içinde dizleri üstüne
Koşuyor şimdi  delice  kudurmuş dalgaları ile Propontis’e
Yağmur yıkıyor kanlı bedenini   , fırtına sarıyor tüm benliğini
Kabusundaki  karanlığın ta içine dalıyor korkusuzca  ...

 
Ve aniden ılık ve tatlı bir acı duyuyor  tüm vücudunda  ...
Dizlerinin üzerine çöküyor yavaşça
Kapkaranlık gece  görülmemiş bir parlaklıkla aydınlanıyor önce
Çekiyor böğründeki kılıcı kendi elleri ile
Sonra ışık yavaş yavaş soluyor...
Büyük Kral etrafında ki sesleri duyamazcasına  uzaklaşıyor
Törensel zırhını giymiş,  Pegasus’un üzerinde yükseliyor  göklere
Tanrıların onu çağrışını duyuyor şimdi
Uzaklarda  bulutlarla kaplı  kutsal dağı görüyor sanki
Karanlıkdan aydınlığa  huzur  kaplıyor  her yanını
Ve sonsuz uykusuna  dalıyor büyük kral Kzikos
Propontis’in ıslak kumsalındaki  ölüm yatağında
Çılgın dalgaları yorganı  olurken çıplak bedenine
Karanlık gece onu koynuna alıyor sessizce ...
 II
Ve sabah ,
Zeus’a  kızmış  yüce Poseidon ve kusmuş tüm kinini gece Propontis’in üstüne
Dyonysos , Arktonnesos’un eşsiz üzümlerinden yaptığı şarabıyla
Gündoğumunda ancak  sakinleştirebiliyor  çılgın Poseidon’u
Gün ağırıyor şimdi  Kara Dağların ardında
Altın postun peşindeki büyük Kaptan Iason  kaldırdı  yorgun başını
Büyük savaştan arda kalan son gücüyle ve baktı kan rengi sahile
Gün doğumunun kızıllığı  ve kanın kırmızısı ile benzersiz renkteki büyülü denize
Argo gemisinin kırık direği gibi savaşçıları da  eğilmişlerdi yere
Büyük bir acı ve hüzünle ...
Tanıdı burayı büyük kaptan , yüce dostu büyük Kral Kyzikos’un ülkesini
Ve o anda tüm ruhu büyük bir acıyla sarsıldı
Büyük boğa başını oynattı ve  titredi üzüntüyle  tüm yeryüzü
Ve hatta  Olympos dağı ve tüm tanrıları
Yer yarılsaydı da  Iason içine girseydi diye istedi
Poseidon’ un laneti  fırtınada sürüklemişti gemisini geriye
Yüce dostu bu büyük Kralın ülkesine
Zeusun karanlık öfkesiyle  gece
Kararttı tüm gözleri bir perde ile
Tanıyamadılar birbilerini  ölümün sardığı gecede
İki dost çarpıştılar düşman diye  birbirleriyle
Ve Iason öldürdü Onu  bir kılıç darbesiyle

 
Şimdi   bu kanlı sahilde  tüm savaşçıları ile
İçinde her an büyüyen  acısı ve hüznüyle
Ağlıyordu büyü kaptan  dinmeyen gözyaşlarıyla
Yaptılar görkemli  bir tören  büyük Kral’ a
Upuzun yas süresinde kaldılar  o topraklarda acılarıyla

 
Dağlardan gözyaşlarını temsil eden bir su getirdiler
Yaptılar bir çeşme  kralın şehrinin tam ortasına
Her kim ki bu çeşmeden su içerse  , bilmeliydi ki
Bu güzel ülkenin büyük Kralını öldürmüş kaptanın
Pişmanlığını ve  dindirmeyecek sonsuz gözyaşlarını ...
Kyzikos’un  pınarıdır o sonsuza kadar akacak çeşme

 
Bugün hala o güzel ülkenin dağlarında
Akan her derenin ve çeşmenin suyunda
Bu büyük acının ve de dostluğun
Hüzünlü hikayesi akar durur  ve karışır Propontis’e
Sular Arktonnesos ‘un  tüm toprağını
Kutsal Zeytin ağaçları ve üzüm bağlarını , yapraklarını
O poyraz her estiğinde savaşçıların  sesleri yankılanır göklerde
Dalgaların beyaz köpüklerinde Argo gemisi görünür sahilde
Şimşeklerin aydınlattığı karanlık gecelerde
Gökyüzüne bakarsanız belki size  de görünür
Yüce Kralı o güzel yüzüyle ...


Aylak AdamMayıs 2014

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Soma'lı Madenciye Ağıt



SOMA’LI MADENCİYE AĞIT
 Kara haber  tez duyulur
Karayı en kara yapan yerden
Toprağın yüzlerce metre altından
Kapkara olur yürekler kömür karasından beter !
Kaderdir  , kısmettir  onlar için
Kapkara kömürün içinden tertemiz bir ekmek çıkarmak
Yoksuldur , fakirdir , çaresiz
Öyledir , öyle , maval okumayın bana
Sorgusuz sualsiz modern köleliktir rolleri
Lütfederler (!)  ağalar beyler onlara bu ekmeği
Düşer peşine kaderinin ,papatya falı açar gibi
Her girdiğinden yılanın bile girmeyeceği o deliğe
Ha bugün ha yarın diye
Sağ çıkarsa şükreder , çıkmazasa kader der ...
Her sabah kimse duymaz belki ama
O içten içe helaleşir karısıyla evlatlarıyla tüm dünyayla
Gidip dönememe yazgısıyla ...
Hikaye aslında çok bildik
Uzatmanın ötesi  laf salatası ...
Şimdi bakıyorum da fotoğraflara yansıyan o kara yüzlere
Herşeyi anlatıyor tüm çıplaklığı ile
Teslim olmanın , kaderciliğin , çaresizliğin , acının ...
Hepsi çok gerçek   -süt gibi beyaz bir gerçek-  o kara yüzlerde
Birde - kömürün siyahı kadar - tezatı da var politikacıların o  çirkin yüzleri ile yansıyan karelere ...
Hep aynı palavra  
“ ... ölenlere rahmet , geride kalanlara başsağlığı , haydi önümüze bakalım , gir bakalım kardeşim şu deliğe ...”
Unutulacak  bir süre sonra her şey yine ...
Şunu da unutma ki kardeşim ,  sana kimse yardım etmeyecek  ,
Kurtuluşun kendi elinde ve  sen istersen kurtulacaksın bu kölelikten
Aksine her gün yaşar görünsekte ,  ölmeye devam edeceğiz  yine bu deliklerde hep birlikte
Kızgınız değil  mi önce  kendimize , sana , ona , buna, şuna , herkese , herşeye ...
Ya çare ?
Ya çözüm ?
Nerede ?
Ya da tüm suç belki de   Uzun Mehmet’de ...  


Aylak Adam
Mayıs'ın ve acının ortasında ...



Türkiye Soma için ağlıyor

A.A -  14/05/2014 07:47
Manisa'nın Soma İlçesi'ndeki Soma Holding'e ait olan kömür madeninde yaşanan faciada 205 işçi hayatını kaybetti, 80 işçi de yaralandı. Ölü sayısının 400'ü bulmasından korkuluyor. Ölen işçilerin cenazeleri ailelere teslim ediliyor.

13 Mayıs 2014 Salı

Hayal


Sanırım izlediğim bir filmde geçen bir cümleydi aklımda kalan  , şöyle geçiyordu anektod sanırım ,

 
" ...Unutma ki  KÖLELERİN büyük bir çoğunlukla  en büyük hayali bir gün EFENDİ olmakır !"

Dikkat buyurunuz  " EFENDİ OLMAK " ,  yani  " ÖZGÜR OLMAK "  değil !

İnsanı anlatan şahane bir tespit ! 

Gündüz Vassaf'da  " Cehenneme Övgü" de bunu  benzer şekilde anlatmış

"Çoğu zaman ezilenler, kendilerini ezenler gibi olmaya özenirler. Bir zamanlar ezilmiş olanların, birinci sınıf ezenler olduğu görülmüştür. Tarih bu tür örneklerle doludur: Sömürgecilerin iktidarının yerini alan Afrika cumhuriyetlerinden tutun da toplama kamplarında, gönüllü olarak, gardiyan görevlerini devralan Yahudi mahkumlara varıncaya kadar..."
 
Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü


" Buyrukçuların çıkarları için eğitilen bir insan köle olmayı isteyecek kadar salaktır " 

Friedrich Wilhelm Nietzsche
...

30 Nisan 2014 Çarşamba

1 MAYIS İŞÇİ EMEKÇİ BAYRAMI KUTLU OLSUN














BİR MAYIS İŞÇİ VE EMEKÇİ BAYRAMI HEPİMİZE KUTLU OLSUN ..

DEMİRCİ'DEN

(...)
"Gözlerinizi açıp bakın şu Mutsuzlara,
Vahşi güneş altında kavrulup al al yanan,
İnsafsızca ezilen, alınları çatlayan
Mutsuzlara bir bakın! Pek sayın Burjuvalar,
Onlar da sizin gibi insan. Lütfen şapkalar
Çıkarılsın. Haşmetli! Gör, tanı bizler kimiz,
Yeni büyük çağların büyük İşçileriyiz
Evet İşçiyiz bizler. Bu yeni çağda bilmek
Ve çalışmak önemli. Sabahtan akşama dek
Çalışacağız, örse inecek çekicimiz,,
O mutlu yarınların, bilimin avcısıyız.
Savaşını sabırla kazanan insan bütün
Engelleri yıkacak, galip gelecek bir gün
Dizginler ellerinde, bir ata binmiş gibi!
Demir ocaklarının ey görkemli alevi
Kötülüğe son artık! Bilgisizlik çok korkunç!
Bilip öğreneceğiz, ellerimizde çekiç,
Bilineni yeniden gözden geçireceğiz
"Kardeşlerim yürüyün! İleri!" diyeceğiz.
Soylu bir yürek ile sevdiğimiz kadının
Tatlı gülücükleri altında çalışmanın
Ve sade bir yaşamın büyük düşünü kurduk.
Kardeşçe çalışmayı nice özleyip durduk.
Görev aşkı borazan gibi kulağımızda
Çaldıkça, kıvanç dolu, kendimizi nasıl da
Mutlu duyardık bizler;yeter ki o zorbalar
İki büklüm olmaya halkı zorlamasınlar,
Ve ocağın üstünde asılı dursun tüfek...
............................................................

(...)

Arthur RIMBAUD

29 Nisan 2014 Salı

Bir İlk Deneyim : Yarı Maraton Koşmak

Koşmaya başlarkende  koşarkende düşünürüm , ne için koşuyorum ? Ya da koşarken ne düşünüyorum , koşunun bana katkısı ne diye ?  Aslında açık söyleyeyim bunların çok net cevapları yok . Sadece şunu biliyorum ki  koşmak gerçekten bana büyük bir zevk veriyor .  Ancak asıl zevk veren kısımı da şu ki  , antrenmanlar , hazırlık ya da sağlıklı olabilme adına yapılan ve tek başınıza gerçekleştirdiğiniz koşular farklı iken , bir büyük yarış etkinliğinin içinde yer almak bambaşka bir heyecan , zevk , mutluluk ve hatta huzur yaşatıyor insana  ...
 
Binlerce kişinin oluşturduğu bir kalabalık içinde aslında yalnızsınızdır , görünen şekliyle binlerce kişiyle  birlikte koşarsın , birleri yanından geçer gider , sen birilerinin yanından geçer gidersin , o esnada bunca kalabalık içinde aslında herkes kendisi iledir  ve öncelikli mücadelesi kendine karşıdır  .  Benim gibi  yarışlarda  kürsü ya da derece gibi iddiası olmayıp kendi kendisiyle yarışanlar için bu uzun yarış süreleri  kendi kendinizle kalma , düşünme , mücadele etme ,  konuşma , ya da zaman zaman tamamen transa geçmiş gibi herşeyden kopmak gibi olağanüstü bir  beyinsel dinelmeye  katkı sağlayabiliyor .  Tüm bedeniniz ve kaslarınız hatta  zihniniz bile bitik bir halde iken bomboş bir hisse kapılabiliyor yalnızca artık yarışı bitirmeye varış çizgisine konsantre oluyor  , sizi zorlayan " bırak" ya da   " çok az kaldı biraz daha gayret " diyen o iki iç sesinizden başka kimse olmuyor .  İşte o anda ki mücadeleniz  finiş çizgisini geçtiğinizde  tarifsiz bir hazza dönüşüyor .

Uzun mesafeli koşular mesafelerle beraber sizi de farklı içsel ve fiziksel hallere sokuyor . Örneğin  21 km'lik yarı maratonu koşarken  ben de mesafeyi  dörde böldüm , ilk beş kliometrede rahattım , bu süre ve mesafede çevreye duyarlıyım , insanları izlerim , aklıma günlük meseleler gelir , koşunun parkuruna göre  manzaraya bile dikkat kesildiğim anlar olur . Ancak sonrası  yani onuncu kilometreye doğru giderken artık yanızca kendimle kaldığımı farkederim yanımdan geçenlere ya da geçtiklerime hiç odaklanmam ,  bedenimi dinlemeye yorgunluğuma ve kaslarımdaki  ağrlarıma odaklanırım , bu eşiği geçmek ilk önceliğimdir çünkü  on kilometre benim için eşiktir , buralarda içimdeki olumsuz ses  " bırak " demeye başlar .  Ancak onbirinci kilometrenin ilk metreleri ile  beraber onu yendiğimi hissederim. Artık  onbeş kilometre çizgisi tek hedeftir ,  zihin neredeyse boşalmıştır , tek düşünce bedenin , yolun uyumu ve gücümün beni nereye kadar taşıyacağıdır . Koşu içinde yarışçılardan ya da  etraftan bir tepki  ( Yarışçıların biribirini tetiklemesi motive edici sözleri , bir motivasyon çığlığı , ya da yolun kenarına dizilmiş seyircilerin teşvik nidaları , alkışları , tempo ritimleri gibi ...) yoksa bu rutin düşünce ile temponuzu hafif düşmeye başlar ama halen bedensel bir sporcu sakatlığıda yaşamıyorsanız  koşar koşar koşarsınız .  Gözüm bunda sonra sürekli  kalan mesafeleri gösteren tabelaları arar , tek hedefim ve tek düşüncem metrelerin azaldığını görmek  ve onları geçtikçe bir kez daha başardığım hissi dışında hiç bir şey hissetmemektir .  Bakarsınız ki onbeşinci kilometrede bitmiştir  . Artık tek düşünce  yirminci kilometreye ulaşabilecek miyim acaba demektir .  Parkur bildiğiniz biryerse farkında olmadan onu belli kısımlara bölerim , tek tek onları geçmeye odaklanırım , yolun üzerindeki bir okul , bir park , bir kavşak , bir rampadır çoğu zaman bunlar  . Bu arada beden yavaş yavaş tükenir , bitme noktasına yaklaşır .  Bu dakikadan itibaren zihin ve beden uyumu devre dışıdır , tamamen otomatik olarak hedefe yani varış  çizgisine doğru koşarsın . Buradaki her adımda her metrede ve kilometrede  zihin boşalır  , kaslarda laktik asit oranı artarken , bedene binen ağrılar zihinden sorunları , sıkıntılar , stresi emer alır  ve o son çizgiden geçtiğinizde  tüm bunlarda sonuca ulaşır . Bir kez daha bir koşudan çok daha ötesini başarmış olduğumu bilerek  geçerim o çizgiyi... " Koşmasam Yazamazdım" kitabının yazarı Haraki Murakami'de şöyle tariflemiş konuyu “Koşmak benim için etkin bir egzersiz, aynı zamanda etkin bir metafordur. Ben koşarken ya da bir yarıştan diğerine giderken ulaşmayı hedeflediğim ölçütün çıtasını azar azar yükselttim, bu hedefleri başarmak yoluyla da kendimi yukarılara taşıdım (…) Dünkü kendimi biraz olsun geçebilmek; önemli olan iste bu. Uzun mesafe koşularında geçmem gereken bir rakip varsa bu geçmişteki kendimden başka kimse olamaz çünkü.”

Koşmak aslında insanın kendisini en iyi tanımasını sağlayan unsurlardan  biri bana göre  , yalnızlığının zihinsel sınırlarını ve aynı zamanda bedeninin sınırlarını da keşfetmesidir .  Pistte , patikada , ormanda ya da asfaltta nerede koşarsam koşayım her bitirdiğim mesafenin bana büyük kazanımları olmuştur .

Son olarak  27 Nisan 'da Haliç merkezli  Balat- Eyüp- Sirkeci-Yenikapı - Balat parkurunda  İstanbul Yarımaratonunu koştum .  Son üç yıl Avrasya Maratonunda 15 km. koşu deneyimlerim ve  iki kez 14. km. Patika koşu deneyimim olmasına rağmen ilk kez 21.km gibi benim için efsane bir mesafe ve yarışta  kendi kendimle yarışmam ve bu olağan üstü deneyimi yaşamam bir ilkti .  Çok zor oldu , ama bitirimiş olma başarısını sağlamış olmak bana yetti .  Yukarıda aktarıklarım da yarışın ilk beş kilometresi sırasında  kendi kendime aklımdan geçenlerin bir kısmıydı .  Sizde kendinizle baş başa kalmak ve  sınırlarınızı merak ediyorsanız , bu kadar uzun mesafeli olmasa da  bu deneyimi yaşayabilirsiniz .  Ancak koşu antrenmanlarla değil bu tip yarışlara kaydolup , heyecanı ,  sosyalliği ,  mücadeleyi ve motivasyonun sağladığı hazzı yaşamanızı mutlak öneriyorum .  Yarışa katılmak demek kürsüye çıkmak demek değildir , kendi kürsünüzün en üst basamağınıza çıkmak demektir bana göre , siz de oraya çıkabilirsiniz . 

Haydi şimdi ...

Aylak Adam .
Nisanın son günleri 2014

Bir alıntı :

Koşmak bedenin kitap okumasıdır’. Nasıl insan kitap okudukça beyni gelişir, aydınlanırsa koşarken de aynı şeyi kaslar yaşar. Koştuktan sonra kendimi daha diri daha hayata ait hissediyorum

Mustafa Balbay


Okunası bir kitap önerisi :  Koşmasaydım Yazamazdım/ Haruki Murakami/ Çeviren: Hüseyin Can Erkin/ Doğan Kitap/ 170 s.

Kitapla ilgili bir yazı : 
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/26853/Haruki_Murakami_den__Kosmasaydim_Yazamazdim_.html#

16 Nisan 2014 Çarşamba

Sakın Şaşırma - Orhan Veli 100 Yaşında da Karşına Çıkabilir


Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından düzenlenen Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında sergisi..
Bazı isimler vardır ki sanırım sevmeyeni yoktur , yani ya seviyorsunuz ya da hiç bilmiyor olabilirsiniz .  Bence Orhan Veli'de böyle bir  şair   ve kişilik yani herkesce sevilen olan ... Özellikle  36 yıla sığan kısacık bir yaşam ,  o yaşamın içinde geriye bırakılmış muhteşem eserler . Buna rağmen zorlu , yoklukluk içinde geçmiş hatta  ızdıraplı bir aşk ile de bezenmiş bir yaşam .  Ama azimli ve çalışkan bir  edebiyat adamı .  Orhan Veli'yi   sanırım herkes kendince tanımlayabilir ,  bu  yüzdendir ki   YKYS'nin  bu sergisini  yolu düşünler ziyaret etmeli diye düşünüyorum .  El yazması şiirleri ,  özel aile arşivinden fotoğrafları , özellikle  binbir güçlük ve mücadele ile çıkardığı  ( Bknz:   Nahit Hanım'a mektupların satır araları...)  Yaprak dergisinin sayıları ,  yazıları ,  notları ... Kendisini tanıttığı harika bir el yazısı ile mektubu ...  Kitaplerının ilk basımları , taslakları ...  
Gittim , gördüm , yaşadım , hiç şaşırmadım , çünkü 100 yaşında da Orhan Veli  halen aynı duyguları bize tazecik yaşatabiliyor halen ...
 Aylak Adam
Nisan'ın ortası 2014
-----
Sergi'den bazı alıntılar ve kendi çalışmam fotoğraf kolajı ile ...
Alıntılar
Sergide 36 yaşında yitirdiğimiz şairin kısacık yaşamı kronolojik bölümler halinde, bütün yönleriyle ortaya konuyor.  Orhan Veli arşivindeki ve koleksiyonerlerdeki fotoğraflar, mektuplar, şiirler, kitaplar, gazete ve dergiler, resimler, heykeller ve çizimlerden oluşuyor.  1949 yılında Orhan Veli’nin önderliğinde sadece 28 sayı yayımlanabilen sanat gazetesi Yaprak’ın abone defteri ve klasörünün, Orhan Veli’nin cep defteri ve kalemlerinin, dördüncü şiir kitabı Yenisi’nin (1947) matbaa manüskrisinin ve daha pek çok ilginç mektup ve imzalı kitapları görülebilir ...

SERGİ KATALOGDAN...

Orhan Veli, 7 Mayıs 1941’de askere gitti...31 Mart 1944’e kadar Gelibolu’nun Kavak köyünde II. Kolordu 66. Korugan Alayı 3. tabur, 10. bölük takım komutanlığında piyade yedek subay ve teğmen olarak askerlik yaptı ve teğmen rütbesiyle terhis oldu.

Gelibolu’da askerlik ederken Salim’in meyhanesine gidermiş... Orhan, askerken arada bir talimi asarmış. Çadırın kapısına da şöyle bir kâğıt iliştirirmiş:

Herkes gider talime
Orhan gider Salim’e


Yani, bu demek ki, “Gelin, birer tek atalım”. Talimi asan, kaytaran, içkiden hoşlanan da soluğu orda alırmış...

Orhan Veli askerlik dönüşü bir yıl Millî Eğitim Bakanlığı’nın Tercüme Bürosu’nda çalışır. O sıra ikinci şiir kitabını çıkarır: Vazgeçemediğim. İlk kitabı Garip’te olduğu gibi bu kitabının da son şiirinin son mısraı Orhan Veli’nin en meşhur mısralarından biri olur:
"Bir de rakı şişesinde balık olsam"

Muvaffak Sami Onat bu mısra ile ilgili şu açıklamayı yapıyor:  Bir gün kendisine “Bir de rakı şişesinde balık olsam”ı hakikaten şiir diye inanarak mı yazdığını sormuştum. “Hayır tabiî,” dedi, “ama ne yapayım, görüyorsunuz. ‘Yazık oldu Süleyman Efendiye’yi yazmasaydım asıl şiirlerim okunmayacak, kendimi anlatamayacaktım. Garip’i o malûm ve meşhur satır okuttu. Vazgeçemediğim’in okunması için de kitabın sonuna o deli saçmasını koymaya mecbur oldum. Baksanıza Destan Gibi okunuyor mu?” (Zafer gazetesi, 10.12.1950)


Orhan Veli bunları söylemiş midir? Özellikle kendi yazdığı mısra için “deli saçması” demiş midir? Bilemiyoruz ama ondan çok çok önce Nedim'de aşağıdaki şiiri söylediğinde  kendisi dahil, “deli saçması” diye tanımlayan çıkmamıştır sanırım.

Destide kadehte doyamam görmeye bâri
Ey gevher-i şeffaf senin mahzenin olsam.


 [ Deep Note :     Aylak Adam Araştırması ile tercümesi
( Ey berrak cevhere benzeyen şarap! Seni testide, kadehte görmekle doyamam (Destide kadehte doyamam görmeye bâri )  Senin saklandığın mahzenin olsam bari. (Ey gevher-i şeffaf senin mahzenin olsam)  

Şair, sevgi kadehine ulaşmayı başarmış, ancak yinede dertli ve endişelidir.Çünkü aşık, sevgi kadehini ele geçirmesine rağmen onu her an kaybetme kaygısını taşıyor.   ] 


Tercüme Bürosu’ndaki işinden Hasan Âli Yücel’den sonra Milli Eğitim Bakanı olan Reşat Şemsettin Sirer’in baskıcı tutumu nedeniyle istifa eder. 
Kitaplarının yanı sıra 1 Ocak 1949 - 15 Haziran 1950 tarihleri arasında, Yaprak dergisini 28 sayı çıkarır (ölümünden sonra arkadaşları anısına bir Son Yaprak yayımlarlar).
14 Kasım 1950’de öldü Orhan Veli. 17 Kasım’da Beyazıt Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Rumelihisarı mezarlığına gömüldü. Mezarı bir zamanlar oturduğu “Urumeli Hisarı”nın hemen altındadır. Taşında Emin Barın’ın yazısıyla yalnızca,   " Orhan Veli    1914-1950"    yazar. Sunay Akın’ın dediği gibi şiirden attığı kafiye gelip  mezar taşına yerleşmiştir.

21 Mart 2014   İstanbul