25 Eylül 2014 Perşembe

Bazen bir kitap size el sallar : ANILAR ŞALESİ ( Tony Judt )




Hiç tanımadığım bir tarih profösörü, yazar, eğitmen Tony Judt . Bu kitabı  ALS hastalığına yakalandığında ve  hastalığı esnasında yazamaya ( daha doğrusu bir kısımını yardım alarak ) karar vermiş ve yapmış . 2010 yılında kitap çıkmış . Judt aynı yıl ALS nedeniyle ölmüş . Kitap adından anlaşılacağı gibi anılar şalesi , kitabın başında hastalığının da etkisi ile  hafızasını ve anılarını nasıl toparlayabileceğini kitabın isminin nerden çıktığını güzel anlatıyor ( merak edin )  ... Çocukluktan günümüze ... Kıymetli bir entellektüelin ölümcül bir hastalığını ve öleceğini  bile bile yazdığı hem kişisel hem de dünya tarihinden kişisel deneyim ve izleri paylaştığı kitabı ŞİDDETLE tavsiye ederim ...
 
Kısa birkaç alıntı ile bağlıyorum , okunası bir kitap hiç şüphesiz .
KİTAPTAN ...
 
Kitaptan Alıntılar 1  : " Doğrusunu isterseniz ALS tahliyenin söz konusu olmadığı kademeli hapis cezasına benzer . Önce iki parmağını kaybedersin , arkasından bir uzvunu , sonrada kaçınılmaz olarak dördünü birden ..."

 
Kitaptan Alıntılar 2 : " Belkide şu hastalığın yol açtığı en can sıkıcı durum .... bir daha asla demir yoluyla seyahat edemeyecek olmamı bilmem . Bu bilginin ağırlığı üzerime kurşun gibi çökerken ölümcül bir hastalığın sonunun , bazı şeylerin bir daha asla olmayacağını anlamanın kasveti altında eziliyorum ... Artık sadece sürüncemede var olmak söz konusu , bir şey olmak mümkün değil ."

Kitaptan Alıntılar 3 : ( 60 'lardaki gençlik hareketleri ve dünyayı etkileyen devrime dair bir yorum ... bence HARİKA ve matrak ) " Bir iki yıl sonra Almanya'da galiba Göttingen 'de okuyan bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim . Meğerse Almanya 'da "Devrim" bambaşka bir anlama gelirmiş . Kimse eğlenmezmiş . İngiliz gözüyle ( Yazar İngiliz bu arada ) herkes kelimelere dökülemeyecek kadar ciddi ve sekse kafayı takmış görünüyordu .Bu yeni birşeydi . İngiliz öğrenciler seksi çok konuşurlardı ama nasılsa çok az yaparlardı ; Fransız öğrencilerse sekste çok aktiftiler ( bana öyle geliyordu ) fakat seksle siyaseti birbirinden ayrı tutarlardı . Arada bir atılan " Savaşma seviş" sloganı dışında izledikleri siyaset müthiş , saçma bir şekilde kurumsal ve yavandı ... Öte yandan Almanya'da siyaset cinsellikle ilgiliydi . Cinsellik de büyük ölçüde siyasetti . Alman öğrencilerin hepsi komünde yaşıyordu galiba ... Rastgele cinselliğe tamamen kompleksiz yaklaşmak onlarında açıkladıkları gibi Amerikan emperyalizmiyle ilgili her türlü hezeyandan kurtulmanın , aynı zamanda ana babalarının nasyonalist maçoluk kılığında bastırılmış olarak karakterize edilen Nazi mirasından arınmanın en iyi yoluydu ..."

Kitaptan Alıntılar 4 : " Ben kelimelerle büyütüldüm ...Mutfak masasından oturduğum yer döşemelerine yuvarlanırdı .... Edward döneminin Büyük Biritanya Sosyalist Partisinden kalma toplum dışına atılmış serserilerin Asıl Dava' yı didiklemek için takıldıkları yer bizim mutfaktı . Kendi kendine yetişmiş Orta Avrupalılar ( Yazar Yahudi kökenli ) gecenin geç vaktine dek tartışırlardı : Marxismus, Zionismus , Socialismus . O ZAMANLAR KONUŞMAK BANA YETİŞKİNLERİN VARLIK SEBEBİ GİBİ GELİRDİ . Bu duyguyu asla yitirmedim . "

Kitaptan Alıntılar 5 : "Akademik yazıların " profesyonelleşmesi" ve elbette onunla birlikte " teori" ile " metodoloji" nin güvenliği açısından hümanistlerin biz biliriz anlayışı da bilmesinlerciliği savunur . Bu durum akıcı " popüler" laf ebeliğinde sahte değerlerin yükselmesini teşvik etmektedir .... buna örnek olarak " ekran uzmanlarının " yükseliğini gösterebiliriz .... onların cazibesi tam olarak TELEVİZYON İZLEYİCİSİNİ ekrana bağlama iddialarında gizlidir . Öte yandan daha önceki kuşaktan popüler bilim insanları yazarlık hünerlerini düz metinlere aktarırken , BUGÜNÜN " erişime açık" YAZARLARI KİTLELERİN HAYATINA RAHATSIZ EDİCİ ŞEKİLDE PATTADAN GİRİVERİRLER . BURADA KİTLELERİN DİKKATİNİN ÇEKİLDİĞİ NOKTA KONUDAN ÇOK PERFORMAN SAHİBİ OLUR " ( Aylak Adam  : Harika bir değerlendirme , bilim adamı mı yoksa " şov büzinis " maymunları mı diye soruyorum ben de )

 

DEVAM EDECEK ...


Kitap : ANILAR ŞALESİ (*)   -  Tony JUDT  ( YKY-2013 )

(*) Şale :  isim, mimarlık , ( Fransızca chalet )  : Uzun saçaklı çatısı olan alçak dağ konutu   ( TDK Sözlük )
 

5 Eylül 2014 Cuma

Küçük Bir Yol Hikayesi : Sol şeritte bir külüstür !

Küçük Bir Yol Hikayesi : Sol şeritte bir külüstür !

Otoban polisi tek hakimidir artık yolların , tüm otobanın . O ne derse o olmaktadır . Tek hükümran , tek karar verici , tek yargıç ! Şeritlerin kimler tarafından kullanılacağına da o karar verir . Hani şu gerilimli Amerikan filmlerinde ki otoyol hikayelerinde olduğu gibi . Eh bizim hikayede pek Amerikanvaridir doğrusu , farkı yok kısacası menşei itibarı ile ...

Yine bir gün , otoyol devriyesi yolda ilerlemektedir . O da ne ! İleride sol şeritte duman dumana , yağ yaka yaka , öksüre aksıra bir hurda gitmeye çalışmaktadır ... Devriye gözlerini ovalar , emin miyim, doğru mu görüyorum diye ? Evet evet , gördüğü doğrudur . Modeli , modası, havası kaçmış, rütuşlarla , modifiye edilmesine rağmen , külüstürlüğü her halinden anlaşılan , bize ait tabir ile " doğan görünümlü bir şahin " çokçadır tamamen yasak olan sol şeritte gitmeye , çalışmaktadır . Ya da belki yıkılmaya yer aramaktadır kim bilir ?

Devriye sirene basar , korkutucu ses tüm sessizliği yırtar ! Devriye hızla araca doğru yaklaşır , aracın zaten kaçacak hali ve takadı kalmamıştır , aksıra öksüre yokuşun başında motoru su kaynattı kaynatacaktır ...

Devriye sert , otoriter ve dikte edici sesiyle ve emrederek anons eder ...

" Hey O6 CHP 1939 SAĞA ÇEK !" , " Bu şeridin kapalı olduğunu bilmiyor musun , derhal SAĞA ÇEK ve yavaşça aracı terk edin "

Aracın zaten solda gidecek mecali yoktur , çoktan SAĞA çekmiştir bile . Şöför ve yolcular dışarı çıkmış , dökülen kaportası , açılan motor kapağından ortaya yayılan dumanı ile tüm yolu ve görüş mesafesini kapkara bir dumana boğmuştur .

Otoyol polisi tepesinde dikilmektedir ! Siyah camlı Ray-Ban'ların ardından bu perişan adamlara bakmaktadır şimdi ...

O sırada sol şeritten hızla o korsan motorculardan biri geçer...

Bir muzik yankılanır uzaklardan

"Get your motor runnin'
Head out on the highway
Looking for adventure
In whatever comes our way ..."

Devriye pis pis bakar ardından ...

O da ne , yol ileride bir rakı şişesine doğru akmaktadır . Asfalt kokusu yerine rakı kokusu yayılmaktadır ortalığa ...

BİTTİ ! 


...


1 Eylül 2014 Pazartesi

Leylekler de gitti



Leyleklerde gitti . Deniz suyu soğudu . Koyda güneşli günlerin sahte kalabalığı da yoktu . Yaz sanki veda turuna çıkmış , sonbaharın ayak seslerine kulak kesilmişti . Suya girmeye meraklı kumsalın sevili köpeği bile üşüyordu .  Poyrazın tatlı sert okşadığı deniz beyaz köpüklü dalgalarını salıvermişti Marmara'ya .  Leyleklerin gitmeden önce son durak  olarak adayı buluşma noktası yapmış olması   " Son kuşların "  halen adaya uğradığının hüzünlü çoşkusunu hissettirdi  yüreğimizde .

A.A
30/8/2014
Burgazada


Asfalttan silinemeyen o izler

Ondördündeymiş öyle duydum ,  yanında da üç arkadaşı ,  yeni dünyamızın bize armağan ettiği  yeni nesil sokak çocuklarından .  Gecenin karanlığı çökünce  sitenin ortasına   , ne bulacaklarınız bilmez kafalarıyla  , düşmüşler sokaklara ... Çöp tenekelerinin bekçileri sokak kedileri biryanda , onlar bir yanda .   Sonra  gürültü , bağırış çağırış , küfürler ,  belli ki en ucuzundan kafa yapmışlar , bodurumsu manalı şey onları ne kadar dev yaptıysa , tutuşmuşlar sokağın ortasında bir kavgaya , büyüğü emaneti vermiş ondördündekine ufaklığa , oda saplamış onu düşünmeden , bizim en masumumuza  .  Yılmaz kardeş  yığılmış kalmış oracıkta ,  belli ki yanlış yere saplamış acemice emaneti ,  her şeyin ta başından beri  yanlış olduğu gibi .  Gecenin karanlığındaki simsiyah asfaltın üstüne akan o izi silinmeyen kan , masum bir canı alıp götürmüş uzaklara ... Daha ondördünde  yeni bir  katil yaratarak belki bir başka masumdan da   arkasına ...  Çöp tenekelerinin kenarında  bakan kediler gibi bakakalmışlar insanlarda balkonlarda . Korkuyla , kaygıyla , öfkeyle ... Beş çocuğu ile bir kadın uzaklarda ağlarsa kim duyar ki bunu , iğdiş edilmiş hafızalarla !

Kapımızın önünde  bir çocuk cinayetine kurban giden Yılmaz Kılavuz'u rahmetle anıyoruz .

Toplumu ve gençleri gözü dönmüş yaratıklara dönüştüren sisteme ve bu sistemin yaratıcılarına lanetle !


Bir kitap konuşursa

" Biz hepimiz ayaklı söylenmezler kütüphaneleriyiz , hayal ettiğimiz gerçek yaşamın , havadan sudan sohbetlerin , rahat ayakkabıların ve az çok itaat ettiğimiz ve az çok küçümsediğimiz ahlakın ardına saklandığı ağarmış kabirleriz. Hayal dünyalarımızın imgelerini gizlemeyi talim ettirmişler bize ...

ancak o imgeler kendi içlerinde bir dünya oluşturuyor , bir ekoloji kuruyor ve yavaş bir akşamüstü çekip gitme hülyasında , cebimde bir avuç bozukluk , otların arasında esen taptaze bir rüzgar , kendimi uzaklarda düşündüğümde , gitmeyi kurduğum da işte bu dünya , bu ekoloji  ..."


John Burnside  - Babam Hakkında Bir Yalan

Yakında ki çok uzak bir adada

Adanın kahvesinde oturuyorum , hangover ( akşamdan kalma ) bir kafa  . Tavla şakırtısı ve ihtiyarların bitmeyen gevezeliği bile rahatsız etmiyor  . Tam karşıma geçmiş iki karga ,   maden işçisi titizliğinde  artık adada tek tük kalmış eski bir kayığının ağlarını didikliyorlar .   Bir başka kayıtta balıkçı ağlarını temizliyor , onun da karşısında bir martı  dikkatle onu izliyor ,  konuşuyorlar mı , yoksa topal mı ne ?    Faytoncu mu  , balıkçı mı kestiremediğim bir aga ,  cigarasından bir duman çekip salıyor usulca havaya , bakıyor  Kaşık ile Heybelinin arasına dalgınca . Baba'nın kitaplarından çıkmış bir eski adalıyı görür gibi oluyorum onda  .  Yanık teninin yüzündeki çizgilerinde  güneşin , denizin yıpranmışlığının derin izleri , ayağında beyaz  potinleri , tarif etmek gerekirse  istavritten biraz kalınca   , zarganadan biraz kısa ...  Başımda  akşamdan kalmanın ağırlığı havalanıyor bir martının kanadında usulca ...
Adanın kahvesinde oturuyorum , insanlar gelip geçiyorlar önümden hala ...   Sorsam onlarda bilirler mi , görürler mi , tanırlar mı acaba ?

A.A
16 Ağustos  2014

Bir kütük canlanırsa : Yaşlı Kör Savaşçı ( Blind Old Warrior )

Ağva deresinin kenarında oturmuşuz , yorgun argın , derenin denizle kucaklaşmasını izliyoruz . Ateş yakacağım bir şeyler pişirmek için . Ayağıma bir kütük takılıyor . Cüsseli ama hafif , yaksam  üç dakika da yok olacak .  Ya yakmazsam ?
Çoktan ölmüş bir devasa ağaçtan kalan bir parça ,  yaşarken çokça şeyler görümüş , sonra bir gün kimbilir hangi sebeple ölmüş ...  Bir şekilde  denize kavuşmuş , deniz onu kollarında sallamış , arda kalan bedenini  okşaya okşaya taşımış bu sahile , kalan son parçası ile atmış sanki  bana ...

Greenpeace  örgütünün bayrak gemisi  " Rainbow Warrior - Gökkuşağı savaşçısı "  adını bir Kızılderili efsanesinden alırmış . " Dünya birgün yok olmaya yüz tuttuğunda  ,  dünya değiştirmiş - ölmüş - tüm savaşçılar onu kurtarmak için geri gelecekler - yeniden dirilecekler -  ve onlara Gökkuşağı Savaşçıları denecektir ."  diye .   İlk okuduğumda ,  mücadelenin ruhuna uygun bir isim ve hikaye diye  hiç unutmadım bunu . Sonunda  ilk R.W'yi de  bir mucadelesi sırasında  batırdılar okyanusun bir yerlerinde  . Ama yılmadı savaşçılar ikinci gemi R.W-2 olarak devam etti . Hatta geçtiğimiz yıllarda  Beşiktaş İskelesinde ' de demirlemişti bir süre , o şahane gökkuşağı renkleri ile , 2011 de emekli oldu . Şimdilerde  RW-3 yoluna devam ediyor .

Kütüğe bakınca  bunu yakmayıp almaya karar verdim . O zaman ne yapacağımı bilmiyordum , aylarca evimde bir köşede bekledi .  Ve bir gün canlanmaya karar verdi zamanı gelmişçesine  , işte ondan sonra  aşağıda fotoğrafı görülen çalışma çıktı ortaya .  Öldüğü sanılan ağaç  bir anda canlandı , tıpkı hikayedeki gibi .  
Yaşlı ve kör savaşçı halen işinin bitmediğini fısıldıyor bana şimdilerde ,  neler söylediğine varın siz karar verin ...
Aylak Adam
Eylül  2014



------

Bir Kızılderili Şiiri

İHTIYARIN MAKOSENLERİ

Astım sizi duvara ,yıpranmış  güderi makosenler
Astım sizi oraya, öylece durun
Bir hayvandan yüzmüstüm sıcağı sıcağına

Getirmiştim  sizi karıma

Özenle işledi
Kesti ,dikti ,süsledi

Grurla giydim sizi

Giydim dereler tepeler boyunca

Şimdi oturuyorum kemiklerimi sızlatan
nice kıştan sonra

Siz duvarda duracaksınız , ben oturacağım
Gecenin gelmesini bekleyeceğiz birlikte

                        ROMANA CARDEN